Biyoçeşitlilik Nasıl Azalır?
Biyoçeşitlilik… Bu kavram ilk duyduğumda bana çok soyut gelmişti. Çocukken “doğaya zarar vermemek” ya da “ağaçları kesmemek” gibi şeyler duyardım, ama biyoçeşitlilik tam olarak ne demekti? Ne zaman ki büyüdüm, çevremdeki doğaya daha dikkatli bakmaya başladım, işte o zaman gerçek anlamını anlamaya başladım. Biyoçeşitlilik, aslında gezegenimizdeki yaşamın çeşitliliğidir. Ama biz insanlar, işlerimizi kolaylaştırmak, daha fazla üretim yapmak veya sadece daha fazla kar elde etmek için bazen bu çeşitliliği yok ediyoruz. Hadi gelin, biyoçeşitliliğin nasıl azaldığını bir gözden geçirelim, biraz geçmişe dönerek kendi gözlemlerimi de paylaşayım.
1. Doğal Alanların Tahribatı: Şehirleşme ve Tarım Alanları
Çocukken, Ankara’nın dışında köyümüz vardı. Havanın güzel olduğu yaz günlerinde, sabah erkenden kalkıp ormanın içinde yürüyüşe çıkardım. Ağaçlar, kuşlar, böcekler… Her şey birbirini tamamlıyordu. Ancak şimdi, köydeki orman alanının neredeyse tamamı yok olmuş durumda. Ne zaman gitsem, yerine devasa tarım alanları ya da inşaatlar var. İşte bu, biyoçeşitliliğin nasıl azaldığını anlatan en açık örneklerden biri. Tarım yapmak ya da şehirleşmek için doğayı tahrip ettiğimizde, hayvanlar ve bitkiler doğal yaşam alanlarını kaybediyor.
Birleşmiş Milletler’in raporlarına göre, dünya üzerindeki kara alanlarının yaklaşık %40’ı, insan faaliyetleri nedeniyle tahrip olmuş durumda. Şehirleşme ile artan inşaat projeleri, ormanlar, çayırlar ve göletler gibi doğal yaşam alanlarını daraltıyor. Bu durum, hayvanların ve bitkilerin hayatta kalabilmesi için gerekli olan çeşitliliği yok ediyor.
2. Aşırı Avlanma: Kaybolan Türler ve Ekosistemler
Biyoçeşitliliğin azalmasında bir başka büyük etken de aşırı avlanmadır. Bununla ilgili düşündüğümde aklıma, geçen yıl bir doğa gezisinde gördüğüm ilginç bir manzara gelir. Rehberimiz, dağcılık yapan bir grup turistin doğaya zarar verdiğinden bahsetmişti. Bu turistler, özellikle nadir bulunan kuşları yakalamak için “avcı” gibi davranmışlar. Ve evet, bu sadece bir örnek; ama gerçek anlamda, dünyanın her köşesinde türlerin yok olmasına yol açan bir sorun bu.
Aşırı avlanma, sadece hayvan türlerini tehdit etmekle kalmıyor; aynı zamanda bir ekosistemin dengesini alt üst ediyor. Hayvanlar, ekosistem zincirinin çok önemli bir halkasıdır. Bir türün neslinin tükenmesi, diğer türleri de etkiler. Örneğin, avcı hayvanların sayısının azalması, küçük hayvanların sayısının patlamasına yol açabilir, bu da bitki örtüsüne zarar verebilir.
Bildiğimiz gibi, günümüzde birçok türün nesli tükenmiş durumda ve bu hızla devam ediyor. Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) raporlarına göre, dünyadaki tüm türlerin yaklaşık %25’i nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya.
3. Kirlenme: Hava, Su ve Toprak Kirliliği
Biyoçeşitliliğin azalmasında kirlenme de büyük rol oynuyor. Şehirde yaşayan biri olarak, havanın kirliliğinden ve çevremdeki çöp dağlarından şikayetçi olmamak elde değil. Ama bir gün, bu çöp ve kirlenmenin sadece bizim sağlığımızı değil, doğanın da dengesini bozduğunu fark ettim. Örneğin, nehirlerin kirlenmesi, birçok su canlısının yaşam alanını yok ediyor. Denizin ve göletlerin kirlenmesiyle birlikte, su altında yaşayan türler yok oluyor.
Her yıl, binlerce ton plastik atık denizlere karışıyor. Plastik atıkların biyolojik çeşitliliği tehdit etmesi, artık sıradan bir gerçek. Deniz kaplumbağaları plastikleri yiyerek ölüyor, balinalar plastik atıklardan ölüyor, hatta minik balıklar bile bu zararlı maddelerle kirlenmiş suyu içiyor. Kısacası, su ve hava kirliliği, sadece insanların değil, tüm canlıların hayatını tehlikeye atıyor.
4. İklim Değişikliği: Doğanın Dengesini Bozan En Büyük Tehdit
İklim değişikliği biyoçeşitliliği etkileyen en büyük faktörlerden biri haline geldi. Ankara’da, yazın sıcaktan kavrulurken, kışın ise karın neredeyse hiç yağmadığı bir dönemde yaşıyoruz. Bir zamanlar yılın belirli zamanlarında karın yağması, kuşların göç etmesi gibi doğa olaylarını hemen fark ederdik. Ancak şimdi bu mevsimsel değişimler daha düzensiz hale gelmiş durumda. İşte, iklim değişikliği biyoçeşitliliği tehdit ediyor. Türler, hızla değişen hava koşullarına uyum sağlamakta zorlanıyorlar.
Çok daha somut bir örnek vermek gerekirse, kutup ayılarının yaşam alanları hızla daralıyor. Sadece bu örnek bile, iklim değişikliğinin biyoçeşitlilik üzerindeki etkilerini anlamak için yeterli. Sıcaklıklar arttıkça, kutup ayıları yiyecek bulmakta zorlanıyor ve sonuçta popülasyonları hızla azalıyor.
Sonuç: Hepimiz Sorunluyuz
Biyoçeşitliliğin azalması, sadece doğayı değil, bizim hayatımızı da etkileyen bir durum. Doğada yaşanan bu kayıplar, ekosistemlerin dengesini bozuyor ve bu da bizim gıda güvenliğimizi, sağlığımızı ve yaşam kalitemizi doğrudan etkiliyor. Ancak tek başına hükümetler ya da şirketler bu sorunu çözemez. Hepimiz, çevremizi korumak için sorumluluk almalıyız.
Biyoçeşitliliğin azalmasının önüne geçmek için, doğaya verdiğimiz zararı azaltmak, geri dönüşümü artırmak, daha yeşil enerji kaynaklarına yönelmek ve tabii ki, daha bilinçli tüketici olmak şart. Bu sorunun çözümü, el birliğiyle mümkün. Peki, sen ne yapıyorsun?