Bugün Doye olarak İstanbul Sözleşmesi şu an geçerli mi hakkında merak edilenleri açıklığa kavuşturuyoruz.
İstanbul Sözleşmesi Şu An Geçerli mi? Türkiye’deki Güncel Hukuki Durum
Bir ülkede yaşayan insanların kendilerini güvende hissetmesi yalnızca yasaların varlığına değil, bu yasaların nasıl uygulandığına da bağlıdır. Özellikle kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet söz konusu olduğunda, uluslararası sözleşmelerin önemi daha belirgin hâle gelir. İstanbul Sözleşmesi de yıllardır Türkiye’de hukuk, siyaset ve toplumsal yaşam ekseninde tartışılan konuların başında geliyor. Peki, İstanbul Sözleşmesi şu an geçerli mi, Türkiye bu sözleşmeden neden çekildi ve kadınların korunması açısından bugün hangi hukuki düzenlemeler uygulanıyor?
İstanbul Sözleşmesi Şu An Geçerli mi?
Hayır. İstanbul Sözleşmesi, Türkiye açısından şu anda yürürlükte değildir. Türkiye, 20 Mart 2021 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile sözleşmeden çekilme kararı aldı. Çekilme işlemi, sözleşmenin 80. maddesi uyarınca 1 Temmuz 2021 tarihinde yürürlüğe girdi.
Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor: Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesi, kadına yönelik şiddeti önlemeye ilişkin bütün ulusal yasaların ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Kadınların ve aile bireylerinin korunmasına yönelik ulusal mevzuat, kendi hukuki dayanakları çerçevesinde uygulanmaya devam etmektedir.
Peki, uluslararası bir sözleşmeden ayrılmak ile o sözleşmenin amaçlarını destekleyen ulusal düzenlemeleri kaldırmak aynı şey midir?
İstanbul Sözleşmesi Nedir ve Neden Hazırlandı?
İstanbul Sözleşmesi’nin resmî adı, Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi şeklindedir.
Sözleşme, Avrupa Konseyi tarafından hazırlandı ve 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açıldı. Türkiye, sözleşmeyi imzalayan ve onaylayan ilk ülke oldu. Sözleşme, 1 Ağustos 2014 tarihinde uluslararası düzeyde yürürlüğe girdi.
Sözleşmenin temel hedefleri şunlardır:
– Kadına yönelik şiddetin önlenmesi.
– Şiddet mağdurlarının korunması ve desteklenmesi.
– Şiddet eylemlerinin etkili biçimde soruşturulması ve kovuşturulması.
– Şiddetle mücadelede kamu kurumları arasında koordinasyon sağlanması.
– Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin önlenmesi için eğitim ve farkındalık çalışmalarının geliştirilmesi.
Sözleşme yalnızca şiddet gerçekleştikten sonra uygulanacak yaptırımlara odaklanmaz. Önleme, koruma, kovuşturma ve bütüncül politikalar geliştirme yaklaşımını birlikte ele alır.
Bu açıdan İstanbul Sözleşmesi, bir hukuk metni olmasının yanında insan hakları ve kamu politikaları tartışmalarının da önemli bir parçasıdır. Sizce şiddetle mücadelede yalnızca cezalar mı önemlidir, yoksa şiddetin ortaya çıkmasını önleyen toplumsal koşullar da aynı derecede dikkate alınmalı mıdır?
Türkiye İstanbul Sözleşmesi’nden Neden Çekildi?
Türkiye’nin sözleşmeden çekilme kararı, özellikle 2021 yılında yoğun toplumsal ve siyasi tartışmalara yol açtı.
Çekilme kararını destekleyen kesimler, sözleşmenin toplumsal cinsiyet kavramına yaklaşımı ve aile yapısıyla ilişkisi konusunda eleştiriler dile getirdi. Kararı eleştiren kesimler ise sözleşmenin kadınların korunması, şiddetin önlenmesi ve devletin sorumluluklarının güçlendirilmesi bakımından önemli bir güvence olduğunu savundu.
Tartışmaların temelinde üç başlık öne çıktı:
1. Hukuki tartışmalar
Çekilme kararının hangi anayasal ve idari yetkilere dayanabileceği konusunda hukukçular arasında görüş ayrılıkları yaşandı. Karara karşı açılan davalar, Danıştay tarafından incelendi. Danıştay 10. Dairesi, 2022 yılında çekilme kararının iptali istemlerini reddetti.
2. Siyasi ve toplumsal tartışmalar
Sözleşme, kadın hakları, aile politikaları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve devletin şiddeti önleme yükümlülüğü gibi konularla birlikte ele alındı. Bu nedenle tartışma yalnızca hukuki sınırlarla kalmadı; farklı toplumsal değerler ve siyasi yaklaşımlar arasında da şekillendi.
3. Uluslararası insan hakları boyutu
Türkiye’nin çekilmesi, kadın hakları alanında çalışan uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri tarafından eleştirildi. Tartışmaların merkezinde, uluslararası standartların ulusal hukuk ve uygulamalar üzerindeki etkisi yer aldı.
Kaynak: Avrupa Konseyi – İstanbul Sözleşmesi
Bu gelişmeler, bir uluslararası sözleşmenin yalnızca imzalanmasının değil, toplumda nasıl karşılandığının ve uygulamada nasıl sonuçlar doğurduğunun da önemli olduğunu gösteriyor. Peki, insan hakları alanındaki düzenlemeler siyasi görüşlerden bağımsız olarak nasıl değerlendirilebilir?
İstanbul Sözleşmesi Yerine Hangi Kanun Geçerli?
Türkiye’de kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadelede temel ulusal düzenlemelerden biri 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanundur.
2012 yılında yürürlüğe giren bu kanun, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kişilerin korunmasına yönelik tedbirler içerir.
6284 sayılı Kanun kapsamında, somut koşullara göre:
– Koruyucu ve önleyici tedbir kararları alınabilir.
– Şiddet uygulayan kişinin mağdurdan uzaklaştırılması kararlaştırılabilir.
– Gerekli durumlarda barınma ve geçici koruma imkânları sağlanabilir.
– İletişim araçlarıyla rahatsız etmenin önlenmesine yönelik kararlar verilebilir.
– Kanunda öngörülen koşullarda gizlilik ve diğer koruma tedbirleri uygulanabilir.
Şiddet vakalarında Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri de önem taşır. Yaralama, tehdit, cinsel saldırı ve diğer suçlar, olayın özelliklerine göre ilgili ceza hukuku hükümleri kapsamında değerlendirilir.
Burada kritik nokta şudur: İstanbul Sözleşmesi uluslararası bir çerçeve sunarken 6284 sayılı Kanun, Türkiye’de uygulanabilen ulusal koruma mekanizmalarını düzenler. Bununla birlikte iki metin aynı değildir; birinin sağladığı uluslararası denetim ve yükümlülükler diğerine bütünüyle eşdeğer kabul edilemez.
Kaynaklar:
– Mevzuat Bilgi Sistemi – 6284 sayılı Kanun
– Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
Bir insanın korunması için kâğıt üzerinde haklarının bulunması yeterli midir, yoksa bu haklara hızlı ve etkili biçimde erişebilmesi de aynı derecede önemli midir?
İstanbul Sözleşmesi ve Kadına Yönelik Şiddet İstatistikleri
Konunun önemini anlamak için şiddetin boyutunu gösteren araştırmalara bakmak gerekir.
Dünya Sağlık Örgütü’nün kadınlara yönelik şiddet hakkındaki küresel tahminlerine göre, dünya genelinde yaklaşık her üç kadından biri, yaşamı boyunca fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalmaktadır. Bu tahmin, eş veya yakın partner şiddeti ile diğer kişilerin uyguladığı şiddetin belirli türlerini kapsamaktadır.
Bu oran Türkiye’ye özgü bir veri değildir; küresel ölçekteki sorunun boyutunu gösterir.
Kaynak: Dünya Sağlık Örgütü – Violence Against Women
Türkiye’deki durumu değerlendirmek için ise ulusal araştırmaların, resmî adli istatistiklerin ve şiddet başvurularına ilişkin verilerin ayrı ayrı incelenmesi gerekir. Başvuru sayıları, suç kayıtları ve araştırmalarda ölçülen şiddet yaygınlığı aynı şeyi ifade etmez. Bu nedenle farklı veri türlerini birbirinin yerine kullanmak yanıltıcı olabilir.
İstatistikler bize sorunun büyüklüğünü gösterebilir; ancak her rakamın arkasında korunma ihtiyacı bulunan bir insan olduğunu da unutmamak gerekir. Sizce şiddetle mücadelede başarıyı yalnızca başvuru sayılarıyla mı, yoksa önlenen şiddet vakaları ve sağlanan güvenlikle mi ölçmeliyiz?
İstanbul Sözleşmesi Yeniden Yürürlüğe Girebilir mi?
Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden taraf olması, güncel hukuki ve siyasi koşullara bağlıdır. Sözleşmeden çekilme kararı yürürlükte olduğu için Türkiye bugün sözleşmenin tarafı değildir.
Yeniden taraf olma konusu, yalnızca siyasi bir açıklamayla sınırlı değerlendirilemez. İlgili uluslararası hukuk kuralları ve gerekli ulusal işlemler çerçevesinde ele alınması gerekir.
Güncel gelişmeleri takip etmek isteyenler için Avrupa Konseyi’nin sözleşmeye ilişkin resmî sayfası ile Türkiye’deki mevzuat kaynakları en güvenilir başlangıç noktalarıdır.
Sonuç: İstanbul Sözleşmesi Tartışması Neden Hâlâ Önemli?
İstanbul Sözleşmesi, 24 Ekim 2026 itibarıyla Türkiye’de yürürlükte değildir. Türkiye’nin çekilmesi 1 Temmuz 2021 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Buna karşılık 6284 sayılı Kanun ve Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri, kendi kapsamları içinde şiddetle mücadelede uygulanmaya devam etmektedir.
Konuyu yalnızca siyasi tartışmalar üzerinden değerlendirmek, hukuki ve toplumsal boyutları gözden kaçırabilir. Uluslararası sözleşmeler, ulusal yasalar, kamu kurumlarının uygulamaları ve toplumsal farkındalık birbirini tamamlayan farklı alanlardır.
Sonuçta asıl mesele, bir sözleşmenin adından daha geniştir: İnsanların şiddetten uzak, güvenli bir yaşam sürdürebilmesi için hangi mekanizmaların etkili olduğu ve mevcut hakların günlük hayatta ne ölçüde karşılık bulduğudur.
Kaynak: Avrupa Konseyi – Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetle Mücadele
İstanbul Sözleşmesi hakkındaki tartışmalar sürerken, toplum olarak şiddeti önlemek ve mağdurları korumak konusunda hangi somut adımların daha etkili olabileceğini düşünmek gerekmiyor mu?
Doye okurlarına İstanbul Sözleşmesi şu an geçerli mi konusunda değerli bilgiler sunabildiysek ne mutlu.